Meta

Kategoriler


Eskiden çok sevdiğim bir sitede vardı: Tamamen boş, fonksiyonu olmayan bir buton :) "stress tuşunda anlam arayan varsa, derhal siteyi terketsin..."


Olayı abartmamak lazım tabi:






View Ertürk İhsan Limon's profile on LinkedIn


Red Hat Certified Engineer


VCP5 Certified


VCP6-DCV Certified


yerçekimli karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

Edip CANSEVER

Hayır

Dinlensin diyedir gözlerimiz
Bu önümüzde açılıp giden manzara;
Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir,
Ve tanrılar boşluktan bıkınca.

Ellerimize malûm olur nedense
Suların rengi balıklarıyle, çiçekleriyle,
Düşünmenin huzuru ayân olur;
Soğuğun sessizliği hâkeza.

Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız,
Boylarımız büyür usul usul;
Duyulmasın diye gürültüler uykularda
Yağmurlar yağar geceleri.

Can YÜCEL

Memleket İsterim

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı

same mistake

so while i’m turning in my sheets
and once again i cannot sleep
walk out the door and up the street
look at the stars beneath my feet
remember rights that i did wrong
so here i go

there is no place i cannot go
my mind is muddy but
my heart is heavy does it show
i lose the track that loses me
so here i go

and so i sent some men to fight
and one came back at dead of night
said he’d seen my enemy
said he looked just like me
so i set out to cut myself
and here i go

and maybe someday we will meet
and maybe talk but not just speak
don’t buy the promises cause
there are no promises i keep
and my reflection troubles me
so here i go

i’m not calling for a second chance
i’m screaming at the top of my voice
give me reason, but don’t give me choice
cause i’ll just make the same mistake again

Stopping by Woods on a Snowy Evening

Whose woods these are I think I know.
His house is in the village though;
He will not see me stopping here
To watch his woods fill up with snow.

My little horse must think it queer
To stop without a farmhouse near
Between the woods and frozen lake
The darkest evening of the year.

He gives his harness bells a shake
To ask if there is some mistake.
The only other sound’s the sweep
Of the easy wind and downy flake.

The woods are lovely, dark, and deep,
But I have promises to keep,
And miles to go before I sleep,
And miles to go before I sleep.

Robert Frost

siyah beyaz

rengini kaybetmişti akşam
siyahın asaleti, zarafeti
beyazın saflığı, sadeliği
çaldı siyah beyaz tuşlarda
ince uzun parmaklar gri melodisini

ne varlığı belliydi dinleyenin ne yokluğu
silinip gitmeden
o iskelede bıraktı bir parçasını
ısındı renklendi soğuk bina
son vapur yanaştı aydınlığına

oturup bir banka deniz kıyısında
beyaz vapurun siyaha gidişini izledi
üşüdüğünü sananlara inat
denize girse söner miydi?

E.İ.L.

detay

Elinde bir demet çiçekle belirdi
Uzattı hayatından özenle kopardığı anları
İçinde ressamın özenli detayları
Kirpikleri gibi güzel, ince, düşünceli…

Baktığı tablonun etkisinde
Son anlarını hissetmedi bile
Sorunca “iyi bilirdik” dediler
Gömdük sessiz sedasız yine merhumu

E.İ.L.

göğe bakma durağı

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

Turgut Uyar

sana büyük bir sır söyleyeceğim

sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin
zaman kadındır gönlü çelinsin ister zaman
hep okşansın diz çökülsün hep
dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
taranmış
bir upuzun saç gibi zaman
soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi  Devamı burada…

ağaç olsam


insan değil ağaç olsam
dallarımın arasından rüzgarlar esse
yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa
mevsimleri yaşasam…
köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar…
böcekler, karıncalar yollansalar içime…
çürütseler oralarımı
ballarım sakızlarım olsa
gövdeme bir insan yaslanıp uyusa…
ben bunları hiç bilmesem; sadece ağaç olsam…

Erkan Oğur

 

Bu fotoğrafı çektiğimde şiirden haberim yoktu. Okuyunca da aklıma ilk bu fotoğraf geldi. Burası tam yeri deyip paylaşırken kompozisyona dahil ettiğim arkadaşlarımın affına sığınıyorum…