siyah beyaz

rengini kaybetmişti akşam
siyahın asaleti, zarafeti
beyazın saflığı, sadeliği
çaldı siyah beyaz tuşlarda
ince uzun parmaklar gri melodisini

ne varlığı belliydi dinleyenin ne yokluğu
silinip gitmeden
o iskelede bıraktı bir parçasını
ısındı renklendi soğuk bina
son vapur yanaştı aydınlığına

oturup bir banka deniz kıyısında
beyaz vapurun siyaha gidişini izledi
üşüdüğünü sananlara inat
denize girse söner miydi?

E.İ.L.

detay

Elinde bir demet çiçekle belirdi
Uzattı hayatından özenle kopardığı anları
İçinde ressamın özenli detayları
Kirpikleri gibi güzel, ince, düşünceli…

Baktığı tablonun etkisinde
Son anlarını hissetmedi bile
Sorunca “iyi bilirdik” dediler
Gömdük sessiz sedasız yine merhumu

E.İ.L.

göğe bakma durağı

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

Turgut Uyar

sana büyük bir sır söyleyeceğim

sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin
zaman kadındır gönlü çelinsin ister zaman
hep okşansın diz çökülsün hep
dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
taranmış
bir upuzun saç gibi zaman
soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi 

Read moresana büyük bir sır söyleyeceğim

ağaç olsam


insan değil ağaç olsam
dallarımın arasından rüzgarlar esse
yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa
mevsimleri yaşasam…
köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar…
böcekler, karıncalar yollansalar içime…
çürütseler oralarımı
ballarım sakızlarım olsa
gövdeme bir insan yaslanıp uyusa…
ben bunları hiç bilmesem; sadece ağaç olsam…

Erkan Oğur

 

Bu fotoğrafı çektiğimde şiirden haberim yoktu. Okuyunca da aklıma ilk bu fotoğraf geldi. Burası tam yeri deyip paylaşırken kompozisyona dahil ettiğim arkadaşlarımın affına sığınıyorum…

My website uses cookies. Click for more information

The cookie settings on this website are set to "allow cookies" to give you the best browsing experience possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Close